Foklar

Ekim 15th, 2007 by guvercinci

fok balığı

Fok Balıkları nesli en çok tehike altında olan 12 türden biridir. Memeli hayvanlar ailesinin bu ürkek üyesi sessiz ve gözlerden uzak kıyı mağaralarında barınır. 11 aylık uzun hamilelik dönemi sonunda bir veya iki yavru dünyaya getirir.

Yavru fok yüzmeyi öğreninceye dek su üstünde kalmak zorundadır. Bu sırada postu, kamufle olup saklanabileceği şekilde beyaz renktedir. Büyüyüp geliştikçe kürkü de koyulaşacaktır. Kalın kürkünün hemen altındaki 10 cm kalınlığındaki yağ tabakası ise onu soğuktan korumaya yeter.

Korunmasız gibi görünen bu yavru, beyaz kürkünün rengi ile düşmanlarından, kalın yağ tabakası sayesinde de donmaktan korunmaktadır.

Foklar balık, kalamar ve en fazla da krilllerle beslenirler. Buradaki beslenme zinciri de bir düzen içindedir.

Algler -yani su yosunları- su altındaki en temel besin kaynağıdır. Algler güneş enerjisini fotosentez yaparak depolarlar. Kriller de algleri yiyerek fotosentezle üretilen bu enerjiyi kazanırlar. Foklar, balinalar ve diğer balıklar da krilllerle beslenir ve güneşten gelen enerjiye ulaşırlar.

Fok, avını gözlerini kullanmadan, suda bıraktığı izleri takip ederek bulur. Bu izler çıplak gözle görülemeyen, avın hareketiyle suda oluşan hidrodinamik dalgalardır. Fok, avına yalnızca bu izleri takip ederek ulaşır. Bu yetenek sayesinde fokların karanlık ya da bulanık sularda avlanmaları hiç de zor olmaz. Foku, derinlerde rahatlıkla avını arayabilecek bedensel özelliklerle birlikte Yüce Allah yaratmıştır.

Fok, memeli bir hayvandır. Hayatta kalabilmesi için hava alması şarttır. Bu yüzden buzda kendine bir çıkış deliği arar. Bulamadığında ise kendine bir çıkış oluşturmak zorundadır. İşte bu noktada uzun dişleri kendisine yardım eder. Uzun dişleriyle buzu rahatça kemirir, kırar ve böylece havaya kavuşur.

Sevimli foklar buzlarla kaplı bir ortamda yaşamak üzere tasarlanmış ve yaratılmışlardır. Sahip oldukları özellikler sayesinde avlarına rahatlıkla ulaşır, tüm ihtiyaçlarını karşılar ve tehlikelerden korunup hayatlarına devam ederler.

Deniz suyu özellikle derinlerde çok serindir. Soğuk sularda yaşayan canlılardan olan foklar bu nedenle derilerinin altında kalın bir yağ tabakasına sahiptirler. Bu tabaka fokların vücut ısısının çok çabuk kaybolmasını önlemeye yarar. Fokların ilginç özelliklerinden başka bir tanesi de dişi fokların bilinen en zengin, en besleyici sütü üretmeleridir. Bu süt zorlu koşullarda yetişen yavruların çok süratli büyümelerini sağlar.

Eşek (Equus asinus)

Ekim 11th, 2007 by blogger

eşekEşek (Equus asinus), atgiller (Equidae) familyasının evcilleştirilmiş türlerinden biridir.

Eşeklerin inatçı olduklarına dair olumsuz inanç, aslında sahiplerinin bu hayvanların oldukça gelişmiş kendini koruma dürtülerini yanlış anlamalarından kaynaklanır. Bir eşeğe, zorlayarak ya da korkutarak, kendi yararına olmadığına inandığı bir işi yaptırmaya çalışmak oldukça zordur. Bu davranış atlardakinin neredeyse tam tersidir çünkü bir at, örneğin, güvensiz bir zemin üzerinde yol alma konusunda eşeklere göre çok daha sorunsuz bir tavır çizer. 2006 yılında Fransa’da yapılan araştırmalara göre eşek sütünün protein bakımından en zengin süt olduğu kanıtlanmıştır.

Eşeklerin davranış ve bilişleri üzerine yapılan ciddi çalışmalar görece sınırlıysa da bu hayvanlar oldukça zeki, dikkatli, arkadaş canlısı, oyuncu ve öğrenmeye meraklı gibi gözükmektedirler.

Domuzların Yaşam Alanı

Ekim 4th, 2007 by guvercinci

domuzDomuzgillerin doğal yayılımı Avrasya’nın 40′ncı enleminden güneyini ve tüm Afrikayı kapsar. En fazla çeşitleri Güneydoğu Asya’da, Endonezya ve Filipinler’de bulunur. Bu coğrafyada hatta henüz bilimsel olarak tarif edilmemiş daha fazla domuz türleri de bulunduğu tahmin edilir.

Islak ormanları, bataklıkları yer tutar, fazla kuru bölgelerden kaçınırlar.

Evcil domuz insanlar tarafından ev hayvanı olarak dünyanın heryerine taşınılmıştır. Artık bu yüzden dünyanın her yerinde, Kuzey ve Güney Amerika’da, Avustralya’da ve birçok adada insanların elinden kaçıp tekrar yabanileşmiş domuz popülasyonlarına rastlanılabilir.

Domuzgiller

Ekim 4th, 2007 by guvercinci

domuzgillerDomuzgiller orta büyüklükte, fıçı şeklinde çevik bir vücut yapısına sahip memelilerdir. Vücutları çok seyrek, fırça gibi sert ve kısa olan kıllarla kaplıdır. Renkleri kırmızımsı kahverengi ile gri veya siyah arası değişir. Uzunlukları 50-190 cm (artı 3-45 cm kuyruk) ve ağırlıkları 6-350 kg arası değişir.

Kafaları uzun ve gözleri küçük olur. Kuyrukları ince ve uzundur. Burunları önden bakıldığında yuvarlak ve düzdür ve bir fil hortumunun ucunu andırır. Kulakları ince ve sivri olur. Erkeklerin köpek dişleri çoğu zaman dışarı doğru çokça uzamıştır. En ilginç dişlere sahip olan domuz türü geyik domuzudur. Geyik domuzunun dişleri burnunu deşerek yukarıya doğru büyür.

Domuzgillerin her ayaklarında daima 4 parmakları vardır. Toynaklaşmış olan 3′üncü ve 4′üncü parmaklar diğerlerinden daha büyük olur ve bütün ağırlığı taşırlar. Daha küçük olan 2′inci ve 5′inci parmaklar daha yüksekte durur ve yere değmezler.

Filler

Ekim 2nd, 2007 by guvercinci

fil resmi

Karada yaşayan memelilerin en iri ve güçlü hayvanlarıdır. Afrika filinin yüksekliği 3-4 metre, ağırlığı 6-7 tonu bulur. Boyu, bazan 7 metreyi geçebilir. Asya filinin ise boyu 6 metre, omuz başına kadar yüksekliği 2 metre, ortalama ağırlığı da 3-4 ton arasında değişir. Bacakları sütun şeklinde yuvarlak, beş parmaklı ve küçük tırnaklıdır. Ot ve ince ağaç dallarıyla beslenir. Çok su içer, geviş getirmez. İriliğine rağmen çevik ve iyi yüzücüdür. Burun ve üst dudağın birleşerek uzamasından iki delikli hortum meydana gelir. 40 binden fazla kastan meydana gelen bu organ, dokunma, koklama ve kavrama âleti olarak kullanıldığı gibi, suyu emerek ağzın içine püskürtmede de kullanılır. Hortumun ucu Afrika filinde parmak gibi uzayan iki dudakla, Asya filinde ise tek dudakla sonlanır. Bir toplu iğneyi yerden alabilecek kadar hassas, bir insanı 40 metre uzağa fırlatabilecek ve bir ağacı kökünden sökebilecek kadar güçlüdür. Pek güçlü olmayan görme duyusuna karşı, işitme ve bilhassa koku alma duyusu çok kuvvetlidir. Hortumu devamlı hareket halinde olup, sağa, sola ve geriye doğru kıvrılarak rüzgarın getirebileceği en zayıf kokuları dahi hisseder. Fil, hortumuyla su içmez. Suyu hortumuna çekerek ağzına püskürtür. Sıcak havalarda sırtına püskürttüğü suyla serinler. Hortum, yedi litre kadar su alabilir. Dallardan hortumun ucuyla meyve kopararak ağzına götürür.
Günümüzde Asya fili ile Afrika fili kalmıştır. Soğuk bölgelerde yaşayan Mamut’un soyu tükenmiştir. Filler, nehir kıyılarındaki orman ve sık otlu alanlarda sürüler halinde yaşar. Afrika fili, Asya filinden daha iri olup, kulakları da geniştir. Sıcak havalarda yelpaze gibi kullanır. Daha çok ağaçlık ve gölgelik alanlarda yaşayan Asya filinde kulaklar küçüktür. Kırış kırış olan sert derileri adeta tüysüzdür. Kuyruk uçlarında tel gibi sert bir demet kıl bulunur. Hint kuyumcuları bu kılları ince altın şeritlerle bükerek hoş görünüşlü yüzük ve bilezikler yaparlar.
Fillerde, iki üst kesici dişler uzayarak tipik fildişlerini meydana getirirler. Dişler zaman zaman kırılıp aşınmasına rağmen ömür boyu uzarlar. 3 metre uzunluk ve 100 kg ağırlığına varanları bulunur. Filler bu dişlerle kendilerini aslan, kaplan gibi yırtıcı hayvanlara karşı korurlar. Bir aslan veya kaplanın saldırısına uğradığında, dişleriyle hasmına bir defa dokunması kâfidir. Hemen gövdesini bir mızrak gibi deler geçer. Toprağı kazarak kök ve yumruları çıkarır, ağaç dallarını kırarlar. Köpek dişleri bulunmaz. Azı dişleri ise büyük ve bitişiktir.
Afrika fillerinin erkek ve dişilerinde, fildişi bulunmasına rağmen, Asya filinin dişisinde yok denecek kadar kısadır. Yavrularda bu dişler 2-3 yaşında çıkmaya başlar. Filler, pek kıymetli olan bu dişleri yüzünden asırlarca insanlar tarafından katledildiler. Günümüzde fil avcılığı yasaklanmıştır. Bunlardan tarak, baston ve şemsiye sapları, kolye, tesbih, satranç taşları, bilardo topları yapıldığı gibi, çeşitli süs ve ziynet eşyâlarında da kullanılırlar.
13 yaşında erginleşen fil, 3 yılda bir olmak üzere ömründe 20 defa yavrular. Her doğumda genellikle 90-100 kg ağırlıkta 1 yavru doğurur. Doğumda bütün fil topluluğu anne ve yavruya günlerce sevgi gösterisinde bulunur.Yavruyu 6 ay emzirir. Gebelik süresi Asya filinde 19-21 ay, Afrika filinde 22 aydır. Eşler, gözlerden uzak yerlerde çiftleşir. Bu özelliklerinden dolayı esir filler kendilerini gizleyebilecek ortamlarda normal olarak ürer, kafes içindekiler ise kendilerini yabancı gözlerden saklayamadıklarından kolay kolay üremezler. Birbirini ve yavrularını fil hortumlarıyla severler.

AvRUPA İLE ASYA YABAN DOMUZLARI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Kuvvetine Güvenerek İnsanlarla Kapışan Bir Domuz:

Avrasya Yaban Domuzu

«Avrasya yaban domuzu» (Sus sercofa), dağınık tüylü ve enerjik bir yaratıktır. Bir orman hayvanı olup özellikle orman yüzeyindeki iç içe geçmiş kökleri ve lüzumsuz otları
parçalaması ve ağaçlan, gövdelerine dolanan sarmaşıklarla çalılardan kurtarması bakımından faydalıdır. Bu hayvanın bir değeri de, kıllarından en iyi cins boya fırçalarının yapılmasından ileri gelir.
Avrasya yaban domuzu’nun heybetli bir görünüşü vardır. Bütün yaban domuzlarının en irisi odur. Omuz hizasında boyu 90 santimi aşkın, baş ve vücut uzunluğu hemen hemen 150 santimdir. 150-200 kilo ağırlığındadır, daha ağır olanlarına bile rastlanır. Rengi koyu esmer veya grimsi kahverengidir. Postu, alttaki sarımsı kahverengi kalın ve yünümsü kürk ile bunun üzerinde kalan uzun ve kara kıllardan meydana gelir. Dıştaki iri, keskin ve kuvvetli kesici dişleri hemen hemen 30 santim uzunluğunda olabilir.

Yaban domuzu avları, gözde bir spordur:

Avrasya yaban domuzu’nun mızraklar ve köpeklerle avlanması Orta Çağların gözde sporlarından biriydi ve özellikle İngiltere’de rağbetteydi. Bu eğlence Avrupa’nın bazı bölümleriyle Hindistan’da hâlâ süregelmektedir.
Sıkışık durumdayken pek cesur ve vahşî olabilen bu hayvan, koca bir köpek sürüsüne başarıyla karşı koyabilir. At üzerindeki bir avcıya da hiç çekinmeden saldıracağından, birçok avcılar bu yaman dövüşçü ile aralarındaki karşılaşma sonucunda ağır yaralanmışlar veya ölmüşlerdir.
Yaban domuzu’nu öldürmek, tehlikesi göz önünde tutularak Orta Çağlarda şövalyelere lâyık bir meşgale sayılırdı. 1174 yılında yaban domuzları Londra’nın dış mahallelerine kadar sokulmuştu. Bu hayvanlar bir süre rahatça üremeye devam ettiler, fakat sonunda ateşli silâhların ortaya çıkmasıyla öldürülmeleri kolaylaştı.
Bununla beraber yaban domuzu’ nun tüfekle öldürülmesi dahi her zaman kolay ve çabuk bir iş değildir. Bu kitabın yazarlarından bir tabiat bilgini İran’da, Hazar Denizi kıyılarındaki bir kampta dinlenirken, yerli halktan birisi, kendisinden, bostanına rahat vermeyen bir yafoan domuzunu öldürmesini rica etmişti. Tabiat bilgini akşam hava kararırken bostanda nöbet beklemeye başladı. Yaban domuzu çok geçmeden göründü ve kurşunu yiyerek, görünürde ölü olarak yere serildi.
Koca hayvan bilginin otomobilinin ön tamponuna bağlandıktan sonra, kafile karanlıkta tekrar kampın yolunu tuttu. Sessizlik birden tüyler ürpertici bir feryatla yırtılınca, herkesin şaşkınlığı göz önüne getirilebilir. Otomobildekiler, «ölü yaban domuzu» nun dirildiğini anlamakta gecikmediler tabiî. Bundan sonraki birkaç dakika oldukça heyecanlı geçtiyse de, sonunda, kudurmuş hayvanın işi bitirildi.

Yaban domuzunun eski dinlerle ilişkisi:

İngiltere’de yaban domuzunun öldürülmesi ve başının Noel yemeklerinde yer alması, kış yortusunda Tanrıça Freya’yâ yaban domuzu kurban edilmesi âdetinden kalmadır. O günlerde insanlar, yaban domuzuna, toprağın bereket sembolü olarak taparlar ve onu tantanalı bir törenle öldürürlerdi. İngilizlerin, bayram günlerinde süt domuzu kızartması yeme gelenekleri bu eski törenlerin bir kalmtısıdır.

Bereketli bir hayvan:

Avrasya yaban domuzu çabuk ürer. Çoğu zaman yılda iki kere doğurur. Yavru sayısı her defasında dörtle altı arasıdır. Çiftleşme mevsiminde dişilerin arasına karışan erkek yaban domuzları, sonradan kendi aralarında küçük gruplar meydana getirirler. Yavrulama zamanı gelince dişi, sık çalıların arasında kendine rahat bir yuva hazırlar. Yavrular, doğdukları zaman küçük olmakla beraber, çok hareketlidirler. Renkleri, üzerinde daha koyu çizgiler ve benekler olan kahverengidir.
Yavrular yolculuk edebilecek kadar büyüyünce, dişilerle yavruları grup halinde birleşirler. Sonbaharda meşe palamutları dökülürken, meşe korularına doğru bir göç hareketi başlar. Yılın bu devresinde İran’da yamaçlar yaban domuzu sürülerinden çok kere simsiyahtır.
Avrasya yaban domuzu eskiden Avrupa’nın ormanlık bölgeleriyle, doğuda Asya’nın Pasifik kıyıları, güneyde Kuzey Afrika arasında hayli yaygındı. Geniş bir bölgeye yayılmış bütün hayvanlar gibi, yaban domuzları da bulundukları yere göre bazı farklaşmalar gösterirler.

DOĞU’NUN BAŞKA GERGEDANLARI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

Cava gergedanı veya tek boynuzlu ufak gergedan (Rhinoceros sonda icus):

Bu hayvan birçok bakımlardan Hindistanlı akrabasını hatırlatır. Fakat daha ufak ve daha incedir. Omuz hizasındaki boyu aşağı yukan 135 santim, kilosu bir tonu aşkındır. Erkekte 25-26 santim uzunluğunda olabilen bir tek boynuz vardır. Bazı dişiler boynuzsuzsa da, çoğunun ufak bir boynuzu bulunur.
Cava gergedanı’nm derisi çatlayarak pulumsu levhalardan ibaret mozayiğimsi bir desen meydana getirmiştir. Omuzundaki deri kıvrımları ensesinde birleşir.
Eskiden Burma’da, Assam’da, Hindiçini’de, bütün Malakka yarımadasında ve Sumatra ve Cava ile çevrelerindeki adalarda bulunan bu gergedanın, yukarıda sayılan yerlerin çoğunda avlana avlana soyu tükenmiştir. Sık ormanlarla bataklık araziyi tercih etmekle beraber, dağ ormanlarında da görülmüştür.

Sumatrâ gergedanı veya Asya’nın çift boynuzlu gergedanı (Dicerorhinus sumatrensis):

Bu gergedan dünya yüzündeki gergedanların en küçüğüdür. Omuz hizasındaki boyu 130 santimi, ağırlığı ise bir tonu ender olarak geçer. Bu hayvanın birbiri arkasında iki boynuzu vardır. Öndeki daha büyük olup erkekte 40-50 santim olabilir. Gözlerin arkasındaki arka boynuz pek ender olarak 17-18 santimden uzundur. Dişilerin boynuzları daha da ufaktır.
Sumatra gergedanı, «tüylü gergedan» diye de tanınır. Bu tüyler gözle pek iyi görülmezse de elle kolay hissedilir. Yeni doğmuş yavru zamanla kaybolan gür kahverengi tüylerle kaplıdır.
Bu hayvan da Cavalı akrabası gibi sık ormanlarla bambulu araziyi sever. Sumatra gergedanı, bugün Sumatra ve Borneo adalarıyla Malakka yarımadasında yaşar.

BÜYÜK HİNDİSTAN GERGEDANI

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

BÜYÜK HİNDİSTAN GERGEDANI» veya öbür adıyla «tek boynuzlu gergedan» (Rhinoce-ros unicornis), Asya’daki gergedanların en büyüğüdür. İri bir erkek Hindistan gergedanı, omuz hizasında 167-168 santim boyundadır. 2 ton veya daha ağır olabilir. Bu hayvanlar Kuzey Hindistan’ın, Assam’ in ve Nepal’ın, 4,5-6 metre yüksekliğinde otlarla kaplı geniş ovalarında yaşarlar. Büyük Hindistan gergedanı buralarda, otların arasındaki geçitlerde tıpkı muazzam bir tarla sıçanı gibi yaşar.
Bu türün erkeğinin de, dişisinin de boynuzu tektir. Boynuzun uzunluğu ender olarak 30 santimi geçer. Bununla beraber 60 santimlik boynuzlar da görülmüştür.

«Demir zırhlı» bir gergedan:

Büyük Hindistan gergedanı’nm kalın derisi, ufak yumrularla beneklenmiş, eklemli levhalar şeklinde katlanmıştır. Bu itibarla «demir zırhlı gergedan» lâkabı hiç de mübalâğalı değildir. Koyu gri renkteki derisi, kulaklarındaki ve kuyruğunun ucundaki birer perçemin dışında, hemen tamamıyla kılsızdır.

Huysuz bir hayvan:

Büyük Hindistan gergedanı bazen durup dururken öfke krizleri geçirir. Bu zamanlarda gürültülü homurtular salıvererek sağa, sola koşuşur, çalıları çiğner ve boynuzuyla yerde derin oyuklar açar. Bu manasız nöbetleri sırasında hareket eden herhangi bir cisme şiddetle saldırır.
İri erkek filler bile bu aksi huylu canavarın saldırılarından emniyette değildir ve çıkan kavga sonucunda, yenilgiyi kabul ederek hızla geriledikleri olur. Bu gibi düellolarda büyük Hindistan gergedanı rakibine boynuzuyla vuracak yerde, filin kalın derisinde dişleriyle yaralar saçmayı tercih eder.

BEYAZ GERGEDANLAR

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

GERGEDANLARIN EN İRİLERİ:

BEYAZ GERGEDAN» veya öbür adıyla «Burchell gergedanı» (Ceratotherium simum), «kare dudaklı gergedan» olarak da tanınır. Gergedanların en irisi odur.
Omuz hizasında 195-200 santim boyunda olan beyaz gergedan 4 ton ağırlığında olabilir. Bu dev, iriliğine rağmen, tıpkı fil gibi, en sık çalıların arasında sesizce kayarak gözden kaybolabilir.
Beyaz gergedanlar’da her iki cinsin de çift boynuzu vardır ve ön boynuz arkasındakinden iki kat uzundur. Öndeki boynuzun 90 santim uzunluğunda oluşu ender değildir. Beyaz gergedanlarda şimdiye kadar raslanan en uzun boynuz 152 santimdi.

Tamamıyla beyaz değil:

Beyaz gergedan’ın derisinin rengi aslında duman grisidir. Fakat mehtaplı gecelerde ovalık arazide insanın gözüne gerçekten beyaz olarak gözükür. Beyaz gergedan’ın, içersinde yuvarlanmayı pek sevdiği çamurların da derisinin rengini az çok koyulaştırdığı unutulmamalıdır.

Nispeten sakin huylu bir gergedan:

Beyaz gergedan son derece sinirli ve öfkeli kara akrabasının yanında sakin huylu ve ağır hareketli gözükür. Bir düşmana karşı da onun kadar çabuk saldırıya geçmez. Aynı zamanda daha arkadaş canhsıdır. Beyaz gergedanlar çok kere bir erkek, bir dişi ve çeşitli yaşlarda yavrulardan meydana gelmiş gruplar halinde gezerler.
Beyaz gergedan sabah erkenden veya akşam geç saatlerde karnını doyururken rüzgâra karşı ağır ağır ilerler. Günün sıcak saatlerinde ise bir ağacın gölgesinde uyuklar. Bu hantal hayvan rahatsız edilince, burnunu yere yaklaştırarak hızla uzaklaşır.Hızlanması gerekirse dörtnala koşmaya
başlar ve bu tempoyu epey müddet
devam ettirir.

Genç beyaz gergedanlar:

Dişi beyaz gergedan’ın, çiftleşmeden, on yedi veya on sekiz ay sonra yavrusunu doğurduğu hesaplanmıştır. Bu üreme temposu da ağır olmakla beraber kara gergedanınkinden biraz daha hızlıdır. Ender de olsa bazen ikizler dünyaya gelir. Genç beyaz gergedan beş, altı yasına gelince olgunlaşmış sayılır. Artık o da üremeye hazırdır.
Beyaz gergedan’ın yavrusu, annesinin arkası sıra yürüyen kara gergedan’ınkinin aksine, dişinin önüne geçer. Anne, boynuzlarıyla kaba etlerini dürtükleyerek yavruyu doğru yöne sevk eder. Yavrusuyla gezen bir dişi beyaz gergedan vurulup öldürülecek olursa, yavru, aynı durumdaki yavru filin yaptığı gibi, düşmana karşı saldırıya geçer.

Nerede yaşarlar:

Beyaz gergedan günümüzde Orta Afrika’nın sınırlı bir bölgesinde yaşar. Eskiden Güney Afrika’nın kırlarında pek bol olan bu gergedanın yüzyılımızın başlarında oralarda soyu tükenmeye yüz tutmuştur. Tek tük hayatta kalanları NataHn Zululand’daki tabiî parklarında yaşarlar. Ne gariptir ki beyaz gergedan’a bu iki bölgenin arasındaki yerlerde rastlanılmaz.

Kara Gergedanları

Eylül 19th, 2007 by ozlem0409

AFRİKA’NIN EN YAYGIN GERGEDANLARI:

AFRÎKA KARA GERGEDA NI» veya öbür adıyla «kanca dudaklı gergedan» (Diceros bicornis «çift boynuzlu») Afrika’nın yaygın gergedan türüdür. Omuz hizasında 150 santim boyunda olan yetişkin erkeği 1,5 ton ağırlığında olabilir. Uzayıp incelen üst dudağı, dalları ve yapraklan tutup ağzına götürmesine elverişlidir.
Bu gergedanın iki boynuzu vardır. Dişilerin bazan erkeklerden daha uzun boynuzlan olur. Öndeki boynuz genel olarak arkadakinden uzundur. Şimdiye kadar rastlanan en uzun gergedan boynuzu 136 santimdi. Ortalama uzunluk bunun yansı kadardır.
Kara gergedan’ın, filinki veya yaban sığırınınki derecesinde olmamakla beraber gene de mükemmel bir koku alma duygusu vardır. İşitme duygusundan da çok faydalanır. Fakat görmeye sıra gelince, bu hayvan etrafım, gözlüğünü kaybetmiş miyop bir insandan daha iyi göremez.
Afrikalı yerliler kara gergedanı mızrakla öldürürler. Ondan filden olduğu kadar korkmazlar. Kara gergedanın 2 santim kalınlığındaki sert derisi dövüşlerde kullanılmak üzere fevkalâde dayanıklı kalkanlar yapılmasına yarar. Yerliler bunu beyazlatarak kullanırlar. Kara gergedanın etinin damarlı ve sert olması normaldir. Fakat Afrikalılar onu taşlarla döverek oldukça yumuşatırlar. Karaciğerini ise çok gözde bir yiyecek sayarlar.

Kara gergedanla bir gün:

Kara gergedan’ın 15 -16 kilometre çapında bir bölgesi vardır. Bu sahanın içinde bir suyun bulunması şarttır. Kara gergedan çoğu zaman geceyarısı su içmeye çıkarsa da, bu işin kesin bir vakti yoktur. En hareketli zamanları sabahın erken saatleri ve akşam üstü ise de, gecenin veya gündüzün herhangi bir saatinde ortalıkta gezebilir. Arkadaş canlısı bir hayvan olmadığından iki, üç taneden fazlasının (yavru da dahil) bir arada görüldüğü enderdir.
Kara gergedan bir ara Büyük Sahra’nın güneyindeki bütün Afrika’da pek boldu. Bugün yalnız Doğu Afrika’da bol sayıda kalmıştır. Bu hayvan dik ve kayalık tepeleri tercih etmesine rağmen, ovalarda da sık sık görülür.
Otlayan bir hayvan olan kara gergedan, alçak çalıların filizleri ve yapraklarıyla beslenir, fakat körpe dalları, otları ve bazı uzun sazları da sever. Sabah erken, akşam geç vakit ve gece karnını doyurur. Pisliğini bir ağacın veya çalının altında kazılmış fincan tabağı biçimindeki bir oyuğun içine yapar. Bazen bu deliklerde epeyce bir pislik yığını birikir. Bu gibi oyukları birleştiren patikalar göze çarpar. Her bir helanın etrafında ise, hilâl biçiminde derin oluklar kazılmış bulunur.
Kara gergedan uyku süresinin en b